Ataşehir geceleri ışıl ışıldı. Plazaların camları, sokak lambaları ve hiç bitmeyen trafik, semti uykusuz kılardı. Dışarıdan bakıldığında her şey düzenli, temiz ve güçlü görünürdü. Ama bu parlak görüntünün içinde, sessizce zorlanan www.anadoluescortlari.com hayatlar da vardı. Melis, o hayatlardan birini yaşıyordu. Yirmi beş yaşındaydı ve Ataşehir’in yüksek binalarla çevrili, dar sokaklarından birinde kiraladığı küçük dairede kalıyordu. www.anadoluescortlari.com Evi tek odalıydı. Duvarlar beyazdı ama zamanla solmuştu. Pencereden görünen manzara başka bir binanın duvarından ibaretti. Melis için bu manzara şaşırtıcı değildi; uzun zamandır hiçbir şeye şaşırmıyordu. Eve her döndüğünde önce ayakkabılarını çıkarır, sonra pencerenin önünde bir süre dururdu. İçeri giren ışık, onun için dış dünyayla kurduğu tek bağ gibiydi. www.anadoluescortlari.com İstanbul’a gelişinin üzerinden beş yıl geçmişti. Başlangıçta Ataşehir’de bir çağrı merkezinde çalışmıştı. Saatlerce konuşmuş, hiç tanımadığı insanlara güler yüzlü olmaya çalışmıştı. Kazandığı para kiraya yetmiyordu. Sonra borçlar, yalnızlık ve art arda gelen hayal kırıklıkları… Hayat, Melis’i adım adım köşeye sıkıştırmıştı. Aldığı kararlar hayal ettiği hayatın çok uzağındaydı ama o günlerde başka bir çıkış yolu görememişti. www.anadoluescortlari.com Melis geceleri dışarı çıktığında, kendini iki ayrı dünyada yaşıyor gibi hissederdi. Bir yanda pahalı restoranlar, ofislerden çıkan insanlar, düzenli hayatlar… Diğer yanda onun sessiz mücadelesi. İnsanların bakışları bazen kısa, bazen rahatsız ediciydi. Ama en zor olanı, kimsenin gerçekten bakmamasıydı. Kimse onun çocukken müzikle ilgilendiğini, gitar çalmayı sevdiğini bilmezdi. Gündüzleri uyumaya çalışırdı ama Ataşehir gündüz de susmazdı. İnşaat sesleri, telefon bildirimleri, apartman kapılarının gıcırtısı… Uyuyamadığında tavana bakar, geçmişini düşünürdü. Kendine kızdığı anlar olurdu ama artık suçlamaktan yorulmuştu. Hayatın bazen insanı kendi planlarının dışına ittiğini kabullenmişti. Melis’in en huzurlu anları sabahın erken saatleriydi. Plazalar henüz dolmamışken dışarı çıkar, Ataşehir’deki küçük parklardan birine giderdi. Bankta oturur, kulaklığını takar ve sevdiği eski şarkıları dinlerdi. Çantasından küçük not defterini çıkarırdı. Şarkı sözlerinden aklında kalan cümleleri yazar, yanına kendi kelimelerini eklerdi. Bu defter, ona ait olan nadir şeylerden biriydi.