Sultanbeyli sabahları erkenden uyanırdı. Dar sokaklarda yankılanan motor sesleri, fırın önünde oluşan kuyruklar ve birbirine karışan konuşmalar, mahallenin hiç durmadığını hissettirirdi. Ayla bu hareketliliğin içinde sessiz kalmayı öğrenmişti. Yirmi beş yaşındaydı ama yaşadıkları, ona yıllar eklemişti.
Ayla, Sultanbeyli’nin yokuşlu mahallelerinden birinde, eski bir apartmanın bodrum katında yaşıyordu. Penceresi sokağın hemen üzerindeydi; geçen insanların ayak seslerini, konuşmalarını net bir şekilde duyabiliyordu. Ev küçüktü, ışığı azdı ama kirası uygundu. Ayla için bu yeterli bir sebepti. Çünkü hayat ona, fazlasını isteme lüksü tanımamıştı.
İstanbul’a üç yıl önce gelmişti. Geldiğinde umutluydu. Bir tekstil atölyesinde işe başlamış, sabah akşam çalışmıştı. Sultanbeyli ona ilk başta zor ama güvenli gelmişti. Mahalle kültürü vardı, insanlar birbirini tanıyordu. Ama işler her zaman planlandığı gibi gitmezdi. Atölye kapanmış, Ayla işsiz kalmıştı. Ardından borçlar gelmişti. Yardım isteyecek kimsesi yoktu. Ailesine “iyiyim” demeye devam etmişti, çünkü başka türlü anlatamazdı.
www.anadoluescortlari.com
Hayatındaki değişim bir anda olmamıştı. Önce geçici çözümler bulmuş, sonra bu çözümler kalıcı hale gelmişti. Ayla, kendini anlatmak istemediği bir hayatın içinde bulmuştu. İnsanlar onunla konuşurken çoğu zaman gözlerine bakmazdı. O da bakmamayı öğrenmişti. Bakmak, bazen insanın içini parçalardı.
www.anadoluescortlari.com
Geceleri eve döndüğünde kapıyı kilitler, ayakkabılarını çıkarır ve yere otururdu. Günün ağırlığı omuzlarından hemen inmediği için bir süre sessizce beklerdi. Aynaya bakmak istemezdi ama bazen kaçınılmaz olurdu. O anlarda kendi yüzünde tanımadığı bir ifade görürdü. Bu ifade ona, ne kadar yorulduğunu hatırlatırdı.