Beykoz sabahları sessiz olurdu. Boğaz’dan gelen serin rüzgâr, yokuşlu sokaklardan geçer, eski evlerin duvarlarına çarpıp dururdu. Deniz görünürdü bazı pencerelerden ama o manzara herkese aynı şeyi vaat etmezdi. Ece, o manzarayı www.anadoluescortlari.com çoğu zaman perde aralığından izlerdi. Yirmi dört yaşındaydı ve hayat, onun için uzun zamandır yokuş yukarıydı. Ece’nin yaşadığı ev, Beykoz’un arka sokaklarında, ahşap merdivenleri gıcırdayan eski bir binadaydı. Rutubet kokusu hiç gitmezdi. Kirası düşüktü ama bedeli başkaydı; yalnızlık ve sessizlik. Geceleri eve döndüğünde ayakkabılarını kapının önünde çıkarır, ışığı yakmadan bir süre otururdu. Günün ağırlığını üzerinden atmak için zamana ihtiyacı vardı. www.anadoluescortlari.com İstanbul’a gelişi bir hayalle başlamıştı. Kuaför olmak istiyordu, kendi salonunu açmayı düşlüyordu. Ama ailesinin borçları, küçük yaşta omuzlarına yüklenmişti. Annesi hastaydı, babası ise yıllar önce evi terk etmişti. Ece çalıştı, çok çalıştı. Önce temizlik işlerinde, sonra bir kafede. Yetmedi. Hayat bazen “çaba” kelimesini duymazdan gelirdi. Beykoz’un doğası, Ece için çelişkiliydi. Gündüzleri ağaçların arasından yürürken kısa bir huzur hissederdi. Kuş sesleri, deniz kokusu… Ama geceleri aynı yollar başka bir yüzünü gösterirdi. Sessizlik daha ağır, karanlık daha derin olurdu. Yaptığı işi kimseye anlatmazdı. Anlatmak, yeniden yargılanmak demekti. İnsanların bakışları, kelimelerden daha keskin olabiliyordu. www.anadoluescortlari.com Ece’nin en zorlandığı anlar, aynanın karşısına geçtiği anlardı. Makyajını silerken yüzündeki ifadeyi tanıyamazdı bazen. “Ben buyum” demekle “Ben bundan ibaret değilim” demek arasında gidip gelirdi. Bu iç çatışma, onu her gün biraz daha yorar ama aynı zamanda ayakta tutardı. Çünkü içinde hâlâ vazgeçmeyen bir parça vardı.