Pendik’te istasyona yakın sokaklar hiç uyumazdı. Günün her saatinde bir hareket, bir acele vardı. Tren sesleri, anonslar, koşuşturan insanlar… Seda bu karmaşayı izleyerek büyümüştü adeta. Küçük evinin penceresinden rayları www.anadoluescortlari.com göremezdi ama sesi her zaman içindeydi. Ona hem kaçışı hem de sıkışmışlığı hatırlatırdı.
Seda yirmi dört yaşındaydı. Hayatının bu noktasında olacağını hiç düşünmemişti. Pendik’e geldiğinde aklında basit bir hayal vardı: çalışmak, para biriktirmek, sonra daha sakin bir hayat kurmak. Başta her şey fena gitmedi. Bir çağrı merkezinde işe girdi, ardından bir mağazada çalıştı. Ama geçici işler, kalıcı sorunlar doğurdu. Maaşlar yetmedi, kiralar arttı, yalnızlık ağırlaştı.
www.anadoluescortlari.com
Onu bu hayata sürükleyen şey tek bir an değildi. Biriken borçlar, tutulmayan sözler, “biraz daha sabret” cümleleri… Seda sabretti ama yollar daraldı. Seçenekler azaldıkça, kendini istemediği bir gerçekliğin içinde buldu. İnsanların uzaktan bakıp www.anadoluescortlari.com kolayca yargıladığı bir yerdeydi artık. Ama kimse ona, hangi kapıların yüzüne kapandığını sormadı.
Pendik sokaklarında yürürken görünmez olmayı öğrenmişti. Ne çok dikkat çekerdi ne de tamamen kaybolurdu. Gözlerini yere indirir, adımlarını www.anadoluescortlari.com hızlandırırdı. En zor olan şey, insanların bakışlarında gördüğü önyargıydı. Oysa Seda’nın içinde hâlâ yaşayan başka bir taraf vardı. Çocukken fotoğraf çekmeyi severdi. Eski bir makinesi vardı; bozuktu ama saklardı. Çünkü o makine, başka bir Seda’yı hatırlatıyordu.
Geceleri eve döndüğünde yorgunluk çökerdi. Aynanın karşısında durur, kendine bakardı. Bazen kendini tanıyamazdı. Ama bazen de gözlerinin içinde bir inat görürdü. “Burası benim sonum değil,” derdi sessizce. Bu cümle, onu ayakta tutan ince bir ip gibiydi.