Pendik’te rüzgâr genelde sert eserdi. Denizden gelen o keskin hava, sokak aralarında dolaşır, insanın yüzüne çarparken sanki “uyan” derdi. Melis bu rüzgârı iyi tanırdı. Yirmi dört yaşındaydı ve Pendik sahiline bakan dar sokaklardan birinde yaşıyordu. Yaşamak demek belki ağır bir kelimeydi ama en azından nefes alıyordu. Melis İstanbul’a üç yıl www.anadoluescortlari.com önce gelmişti. Küçük bir şehirde büyümüş, erken yaşta sorumluluk almak zorunda kalmıştı. Ailesiyle ilişkisi hiçbir zaman güçlü olmamıştı; bu yüzden zor günlerinde arkasını yaslayabileceği bir yer yoktu. Pendik’e geldiğinde bir temizlik şirketinde işe girmiş, gündüzleri ofisleri temizlemişti. Yorucuydu ama düzeni vardı. Ta ki işler bozulana kadar. Pandemi sonrası şirket küçülmeye gitmiş, Melis işsiz kalmıştı. Birikimi kısa sürede tükenmiş, kiralar artmıştı. İş aramaya devam etti ama her “sizi ararız” cümlesi havada kaldı. Günler geçtikçe çaresizlik büyüdü. Sonunda, hayatının hiç hayal etmediği bir noktasında buldu kendini. Bu bir seçim değildi; hayatta kalma refleksiydi. Melis bunu kimseye anlatamıyor, hatta bazen kendine bile söyleyemiyordu. Pendik geceleri Melis’e daha ağır gelirdi. Sahil gündüzleri kalabalıkken, geceleri sessizleşir, ışıklar suda titrerdi. O anlarda Melis bir banka oturur, ayakkabılarının www.anadoluescortlari.com ucuna bakardı. İnsanlar geçerken ya fark etmez ya da fazla fark ederdi. İkisinin de can yaktığını biliyordu. Çünkü kimse onun içindeki yorgunluğu, korkuyu ve hâlâ kalan küçük umudu görmüyordu.